Context Aware Front End


Merhabalar herkese,

Dün Türkiye’nin ilk front end konferansı olan The Frontiers:Mini‘de konuşmacıydım.

Anlattığım konu Context Aware (Bağlama Duyarlı) Front End.
Özetle kullanıcının bulunduğu yeri, ortamı, hava sıcaklığını, saati, kullandığı cihaz gibi bilgileri kullanarak kullanıcıya içerik sunmak.

Kalabalık bir topluluk önünde yaptığım ilk konuşmaydı. Bu yüzden çok heyecanlıydım, dilim damağım kurudu :) Yine de benim için eğlenceli ve güzel bir deneyim oldu.

Gün boyunca çok güzel sunumlar dinledik.

Emeği geçen herkese teşekkürler.

Ses kaydını ve sunumu aşağıda bulabilirsiniz.


Ben küçükken tüm şarkıların sözünü bildiğimi zannederdim

90′larda çocuk olanlar bilir, o dönemde Blue Jean’ler, Hey Girl’ler her sayıda poster hediye ederdi.
O posterlerle bütün odamı kaplamıştım.(Şimdi düşününce ne kadar da korkunç!) Çocukken o posterlerdeki herkes benim seyircim, elimdeki saç fırçası mikrofon, onlara şarkı söylerdim saatlerce. Saatlerce diyorum çünkü biliyordum ki dudaklarımı kıpırdatınca bütün şarkıların sözleri ağzımdan dökülecekti. Hem de ister Türkçe olsun, ister İngilizce, ister başka dilde. Büyük bir lütufla taçlandırılmıştım, evet evet kesin öyleydi, bütün şarkıların sözlerini biliyordum!

İşte yine her çocuk gibi “ders çalış kızım, okul kazan kızım, sınava hazırlan kızım”larla elimdeki mikrofon yerini kağıt,kalem ve silgiye bıraktı. Zamanla, üniversitesiydi, işiydi, evliliğiydi… Sevdiğim şeyleri yapmak için ayırdığım zaman giderek azaldı.

Ancak büyüdükçe insan kendini daha iyi tanımaya, daha fazla dinlemeye başlıyor. Ben de bir kaç zamandır kendimle savaş halindeyim. Neden bu işi yapıyorum? Yaptığım işi seviyor muyum, yoksa mecbur muyum? Neden sevdiğim şeyleri yapmaya daha fazla zaman ayımıyorum? Gerçekten neyin peşindeyim?… Cevaplar, bahaneler, çatışmalar devam ediyor. O kadar sorgulamalar içindeyim ki bu da geçenlerde ortaya çıkan beste :) Ama henüz net değilim bu konularda.

İşte net olan bir şey var, insanın içinde varsa bir şeyler bastırmak imkansız. Çocukken yaptığım bir çok şeyi bıraktım ama şarkı söylemeyi bırakamadım. Zaman zaman aramız açıldı ama bir şekilde yine söylemeye devam ettim. Tek şanssızlığım -çocukluğumdan beri hep istediğim ama bir türlü denk gelemeyen- bir araya geldiğimizde “hadi çalalım” diyecek yakın arkadaşların eksikliği. Şöyle, ev buluşmalarında çıksa enstrümanlar, başlasa müzik…olamadı. Ama olsun, böyle de oluyor bir şekilde. Düzenli olamasa da ara ara müzik yapabildiğim insanlar oluyor hayatımda, haklarını yememek lazım.

Net olan bir şey daha var ki, yaptığım müziği sevip, onu sürdürmemi isteyen, dinledikçe mutlu olan insanlar…

Onların da içinde bir grup var ki, bana erken doğumgünü hediyesiyle tüm bu yazıyı yazdıran, her şeyi tekrar düşünmemi sağlayan… İyi ki varsınız, çok değerli hissettirdiniz, çok iyi geldiniz…

Aşağıdaki minik dev bana hediye!

Hissettiklerimi ancak bu kadar anlatabildim. Bundan sonrasını mikrofonla yaptığımız ilk kayıt anlatsın…

Binlerce kez teşekkürler…

#Balkondaçim

Hani demiştim ya “balkonda çimen yetiştireceğim” diye, yaptım.
Ahan da kanıtları:

Biz böyle bi kaç kez bastık ettik balkonda. Sonra ablamın, sözünü dikkate aldığım bi arkadaşı demiş ki “kötü enerjiyi bir kasada evin içine hapsetmesinler, o enerjinin doğadan toprağa geçmesi gerek”. Öyle olunca kasaların içindeki çimleri kurumaya bıraktım, kalan toprağı da doğaya salacağım.

Ha bu arada tohumu satan adamın öngörüsü müdür bilmem, kedimiz oldu:)
Üç haftadır bizde, henüz -hala- bir isim veremedik ama dünya güzeli bir erkeğimiz oldu.

Bu da teaser olsun ;)

Kedim için değil, kendim için

Bu hikaye, betonlara hapsolmuş bir şehirlinin küçük dramıdır. Ama tez zamanda küçük mutluluğa dönüşecektir!

Kocaman balkonumuz var ayıptır söylemesi. Bahar da geldi ufaktan bir şeyler ekip biçiyorum. Taaa geçen seneden beri balkona değişik bir şeyler yapıp orayı yaşam alanına çevirme hayalim var. Ama işte evlilik (yazamadığım bu arada evlendim ben), borç harç derken o hayali biraz erteledim.

Dedim ya bahar geldi, yaz da gelecek, ben balkonda yaşamaya başlayacağım. Aklıma geldi geçenlerde. Madem balkon kocccamaaan, neden hazır halı çimlerden alıp balkonda çim yetiştirmeyeyim? Balkonda kahvaltımı yaparken neden çimlere basmayayım? Hatta neden canım istedikçe üstünde yuvarlanmayayım?

Heyecanla gittim sevgili kocacığıma, anlattım niyetimi…
Balkonda çim mi olurmuş, kuruyunca yerlerde toprak kalırmış, o iş olmazmış…

Madem öyle, ben de bir kasa edinip -bu aralar pazar kapanınca kalan kasalara dadanıyorum da- onun içine çim ekeyim dedim. Ayaklarımı değdirsem kafi.

Ardından İzmir’e beş günlük bir kaçamak yaptım. Hisarönü’ne gidince bir çiçekçiden tohum alayım diye dükkana girdim. (G: Gözde, Ç: Çiçekçi)
G: İyi günler.
Ç: İyi günler.
G: Gramla çim tohumu satıyor musunuz? Küçük bir alan için lazım da…
Ç: Ne kadar küçük?
G: Kasaya ekim yapıcam.
Ç: Kediniz için mi?
G: Yok. Kedim için değil, kendim için.
Ç: …
G: Bütün gün betona basıyoruz, çim ekip üstüne basmaya niyetim var.
Ç: Haaa, iyi bir şeyse biz de yapalım.

Yapın tabii neden yapmayasınız? Neden bir çimi bana çok görüyorsunuz yahu? Altı üstü evimde çim istiyorum.

Toprağım da var, tohumum da. Bugün yarın uygun bir kasa bulunca hemen çimimi ekiyorum. Yakındır, fotoğrafları da paylaşırım. Ki burada yapılmışı var

Kim bilir belki de balkonda çim akımını başlatırım. Fena mı?

Hashtag’i de benden gelsin: #balkondaçim. Yarın bir gün innovatif,kreatif başarı hikayelerinde, kollarım bağlı pozumu verirken “ben buldum, ben!” derim hahah.

Kocacığıma not: Sana da yapıcam, merak etme;)

UX Camp Notlarım-2

UX Camp giriş yazısından sonra 1 Temmuz 2013 notlarımdan sonra 2 Temmuz 2013 notlarım:

Nur Fındık-Userspots

Nur bize “Kullanıcı Araştırmaları/Kavramsal Tasarım Süreci” adlı bir sunum yaptı.
Bu sunumun kapsamında değindiği bazı maddeler:

* Kullanıcılarla iletişime geçerken;
- Onlardan ne öğrenmek istiyorum? ->Yeni ihtiyaçlar, arayüz sorunları
- Hangi metodlar işime yarar? Gözlem, bağlamsal görüşme
- Ne tür araçlar kullanabilirim ->Dijital araçlar, kağıt-kalem, telefon, sosyal medya
- Hangi soruları sormalıyım?

* Bağlamsal görüşmeler, paydaş görüşmeler-> Kullanıcı ve test eden kişinin birenir, kendi ortamında yaptığı gözleme methodudur. Kullanıcının hafızasına ve bilgisine güvenmeyi gerektirir, bu da veri kaybına sebep olablir. Katılımcının motivasyonu önemlidir.

* Cultural probes-> Katılımcıya bir kit verilir. Verilen görevleri bu kitle ilişkilendirmesi istenir. Uygulamada maddi ve zamansal sorunlara sebep olur. Ancak detaylı sonuç verir.

* Shadowing-> Kullanıcıyı arkasından gözetleme. Bilgisayar kullanırken arkasından bakmak, alışveriş sırasında konuşulanları dinlemek gibi…

* Hedef kitleye uygun kullanıcıları bulun.

* Veri dökümantasyonu ve analizi yapın.

* Veri zaman aşımına uğramadan analiz edin ve uygulayın.

* Affinity diagram-> Küçük kağıtlara alınan notlar yardımıyla, durum kurgusunu gruplamalayarak yapın.

* Hikaye anlatma-> Kullanıcıyı ve kullanım koşullarını hikayeleştirin.

* Customer Journey Map hazırlayın.

* Generative Session-> Kullanıcıyı da işin içine dahil edip workshop yapın.

Servis tasarım araçları için servicedesigntools ya da digitaltoolsforservicedesign sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.

Nur’un sunumunda belli bir konu hakkında sorular belirledik. Üzerinde çalıştığımız örnek bir kişinin kültürel bir etkinliğe giderken, etkinlik sırasında, etkinlik bitiminde neler yaşadığıydı.
Bu kişinin yaşadığı hikayeyi öğrenmek için nasıl sorular sormalıyız?

Konuşmanın kaydını aşağıdan dinleyebilir ya da indirebilirsiniz.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.



Sıla Karagöl-Userspots

Müşteri deneyimi ve yol haritası çıkarmayı öğrendik Sıla’dan. Uygulama olarak da Nur’un sunumunda çıkardığımız soruları aşağıdaki planda yerine yerleştirdik.
Customer Journey Canvas

* Bu işlemi yaparken hazırladığımız sorulardan, kullanıcının aksiyonlarını kategorize ettik; öncesinde/sırasında/sonrasında gibi.

* Zaman çizelgesine uymaya çalıştık. Etkileşim noktalarını duygulara odaklanarak çıkartmaya çalıştık.

Konuşmanın kaydını aşağıdan dinleyebilir ya da indirebilirsiniz.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.



Rıza Selçuk Saydam-Nokta.com

A/B Testleri[1] [2] üzerine bilgi aldığımız Rıza Selçuk, çalıştığı yerde sıkça uygulayabilmesinin de etkisiyle çokça örnek paylaştı bizimle.

Satır başları şöyle:
* Banka, e-ticaret sitesi gibi doğrudan parayla işlem yapılan siteler için A/B testleri oldukça önemli.

* Bir siteyi blurladığınızda amacına uygun yerlere hala odaklanabiliyor musunuz?

* Test için iki değişikliği aynı anda yapmak sonucu belirlemede doğru sonuç almamızı engeller. Örneğin bir butonun hem yazı rengini hem arkaplan rengini değiştimeyin, ikisini ayrı ayrı test edin.

* Test yaparken, cookie ile her ziyaretçiye tek çift sayı atayıp, ikiye ayırdığımız gruba sitede farklı şeyler gösterebiliriz.

* Kullanılabilecek A/B test araçları: Google Analytics, Optimizely, Visual Web Site Optimizer

Önemli A/B testi örnekleri
- Amazon’un 300 Milyon Dolarlık butonu [1] [2]
- Obama seçim kampanyası [1] [2]

Konuşmanın kaydını aşağıdan dinleyebilir ya da indirebilirsiniz.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

UX Camp Notlarım-1

UX Camp giriş yazısından sonra 1 Temmuz 2013 notlarım:

Mustafa Dalcı-Userspots

Mustafa açılış konuşmasında persona, kullanılabilirlik testleri, persona, kart gruplama, analiz, ihtiyaç belirleme gibi UX kavramlarından söz etti.

* UX konusunda bize rehber olabilecek bazı kitaplar:

* Kullanıcı deneyimini üst seviyelerde vurgulayan örneklerden, Samsung telefon kullanım kitabı:

* Servis tasarımı her yerde. Günlük hayatta, yaşadığımız yerde, girdiğimiz markette, gezindiğimiz web sitelerinde…

* Kişiselleştirme sistemde gelince anlamlı. Örneğin bankamatikten son on işlemde çoğunlukla 70 TL para çektiniz, bir sonrakinde sistem size sorsun “70TL’yi hızlı para çekme için tanımlayayım mı?”

Mehmet İlker BERKMAN – BAU Öğretim Görevlisi

İlker Hoca kullanıcı araştırma yöntemlerini anlattı bize. Kullanılan yöntemlerin akademik olarak ele alındığı, daha çok sayılar ve istatistiğin bulunduğu bir sunumla karşımızdaydı.
İkinci yarıda konu başlıklarını kendi verdiği, bizim de kullanıcının hikayesini yazdığımız bir atölye çalışması yapma fırsatı bulduk. İkili takımlar halinde yaklaşık yarım saatte hazırladığımız hikayenin bir de wireframe’ini hazırlamamızı istedi ancak zaman kalmayınca arada kaynadı :-/

Hamiş: İlk gün ses kaydı almak gelmemiş nedense aklıma, diğer günlerin kayıtları biraz parçalı olsa da mevcut.

UX Camp Notlarım


1-5 Temmuz 2013 tarihleri arasında Userspots tarafından düzenlenen, Bahçeşehir Üniversitesi Oyun Labaratuarı ev sahipliğinde UX Camp etkinliğine katıldım.

Bir haftayı tek cümleyle özetle derseniz:
Servis tasarımını doğru yapıp, kullanıcıya en iyi deneyimi sunan, kazanır“.

Bir çoğumuzun aklına bir fikir gelir, araştırınca yapılmışını bulur vazgeçeriz.
Vazgeçmeyip en iyi hizmeti tasarlarsak, başarılı olmamak için sebep yok.
En bilinen örnekleriyle; Altavista ve Yahoo varken birinci sıraya yerleşen Google’dan, bir sürü sosyal ağ içinden sivrilen Facebook’tan bahsedebilirim.
Bunu sadece web siteleriyle sınırlamak da doğru değil, toplu taşımadan gıda sektörüne, turizmden eğitime hayatın her alanı için bunu söyleyebilirim.

Bu arada kullanılabilirlik kavramıyla yeni tanışıyorsanız Userposts’un hazırladığı Kullanılabilirlik Sözlüğü’ne bir göz atmanızda fayda var.

Sunumlar paylaşıldığında onları da ekliyor olacağım, onlara ek olarak konuşmalar içinde geçen bazı aktarımları özellikle vurgulamak istedim.

Gün gün notlara, tarih linklerinden ulaşabilirsiniz:

  • 1 Temmuz 2013
    Mustafa Dalcı-Kullanılabilirlik ve Kullanıcı Deneyimi Tasarımı(Giriş)
    Mehmet İlker Berkman- Kullanıcı Araştırması Metotları
  • 2 Temmuz 2013
    Nur Fındık-Kullanıcı Araştırmaları
    Sıla Karagöl-Customer Journey
    Rıza Selçuk Saydam-A/B Testi
  • 3 Temmuz 2013 (Hazırlanıyor)
    Mustafa Dalcı-Bilgi Mimarisi
    Ammar Çeker-Wireframe ve Mockup
    Barış Erkol-Deneyimi Anlayan Tasarım
    Hasan Yalçın-Web Tasarımında Süreçler ve Yapı Taşları
    Anıl Türkmayalı-Projeler için Hızlı Pazar Araştırması ve Test Yöntemleri
  • 4 Temmuz 2013 (Hazırlanıyor)
    Özgür Zan-Mobil Kullanılabilirlik ve Oyun Dinamikleri
    Aydıncan Ataberk-Etnografi ve Netnografi
    Gökhan Besen-Dönüşüm Oranlarınızı Nasıl Arttırırsınız?
  • 5 Temmuz 2013 (Hazırlanıyor)
    Ömer Gözü-Göz İzleme,EEG ve Nöropazarlama
    Özgürol Öztürk-Mobil Kullanılabilirlik
    Anıl Ekizce-Profesyonel Hayatta UX Profesyoneli Olmak

Bahar

Baharın gelişini Tony Gatlif filmleriyle kutluyorum!

Müzikleriyle, danslarıyla, başka hayatlarıyla, tekrar tekrar izleme istediği uyandıran çingene temalı bu üçleme, beni fena etkisi altına aldı.

Kısaca filmlere değinecek olursam:

Latcho Drom (1993)

Hindistan, Mısır, Türkiye, Romanya, Macaristan, Slovakya, Fransa ve İspanya güzergahlı; çingene tarihinin az sözlü, bol müzikli ve danslı belgeseli.

Yaşanan bölgenin, müzik üzerindeki etkilerini görmek çok heyecan verici.

Filmin müziklerini dinlemek bile mutlu etmeye yeter.

Gadjo Dilo (1997)

Babasından kalan bir müziğin peşinden, yolu Romanya’da bir çingene köyüne düşen Fransız’ın hikayesi.


Film boyunca dinlediğim müzikleri günlerce dinlemem kaçınılmaz!

Vengo (2000)

Kan davası süren iki ailenin hikayesidir. Flamenkonun hayat içinde nasıl yer bulduğunun filmidir sanki.


Müzikler içinde bana en çok dokunan Yasmin Levy’nin sesinden dinlediğimiz Naci El Alamo. Tabii filmde Kudsi Ergüner’in nefesinden dinlediğimiz neyin de etkisi çok yüksek.

Tavsiyesi benden, izlemesi sizden.

Bu arada boşverin ticaret kokan Hıdrellez kutlamalarını da gidelim hep beraber Ahırkapı’ya. Oradaki çingelenelerin anlatacağı daha çok şey var;)

2012′nin Ardından

İki sene elveda yazısı yazmamışım, ya yazmaya değer bulmamışım ya da zaman bulamamışım. Kimbilir… Bu sene kendiliğinden geldi yazasım, kendime notlar düşeyim:)

Bu sene güzel şeyler oldu. Kendimle çok uğraştığım, biraz daha kendimi dinlediğim, erteleyip erteleyip yapmayı geciktirdiğim bir sürü şeyi yaptığım bir sene oldu, iyi geldi.

Kronolojik sıraya göre konu başlıklarıyla ahan da 2012

- Önceki yazımda işimden bahsetmişim, yazmadığım iki yıl içinde 8 ay KeyFruit‘te çalıştım,  Nisan 2011′den beri de Doğuş Yayın Grubu-DYG Digital’de çalışıyorum. İşler hep yoğun, ama çok da şikayetim yok.

- Herhangi bir afet durumunda bilinçli davranabilmek için, Mahalle Afet Gönüllüsü olmaya karar verdim ve bunun için yaklaşık iki aylık ücretsiz bir eğitim aldım. Yaptığımız tatbikatlar da gösterdi ki, eğitim şart! Gönüllülük esasına dayalı bu oluşumda siz de eğitim almak için MAG websitesinden bilgi alabilirsiniz.

Devamını oku

Susam Sokağı

Dün ofiste harıl hurul bilgisayar başında iş yaparken biri masama sertçe vurdu. Kafamı bir çevirdim Edi karşımda! Hani çocukluğumuzda Susam Sokağı’nda izlediğimiz Edi ile Büdü’nün Edi’si. Bana el salladı gitti, ardından da Büdü’yü gördüm:)

İstanbul’da bir gösteri varmış, onun tanıtımı için iki gündür ofiste gün boyu geziyorlar. Görenler hemen telefonlarına sarılıyor, beraber fotoğraf çektiriyor. Ben de dahil;)

Onları gördüğüme ne kadar sevindiğimi anlatamam. İki gündür kafamın içinde ya “Sevdiğim sayıdır altı” ya da Susam Sokağı açılış müziği çalıyor.

Ne şanslıyım ki onları izleyerek büyüdüm. Ne bilgisayara maruz kaldım, ne telefona maruz kaldım, ne de alışveriş merkezlerinin fastfood’lu bol tüketimli parlak ışıklarına.

Sıradaki parça, “anne beş dakka dahaaa” diye yalvararak sokaktan eve dönmediğim zamanlara, Edi’yle Büdü’nün elmalı pasta yüzünden düştükleri duruma kıkır kıkır güldüğüm günlere gelsin.

Biraz hüzünlü, biraz özlemiş…